4 Temmuz 2011 Pazartesi

tütün

beyni yıkanmış toplum
her gece efkarından
sigara yakar gibi
bir dizi daha izliyor

ben bir sigara daha yakıyorum
kadın bir dizi daha izliyor
sen sanki bu paket hiç bitmeyecek
bu tüp sanki hiç bitmeyecek

bir sigara daha yakıyorum
bu cihana efkarımdan
geçip tarih sahnesinden
kendi dizimi izliyorum

deniz sigara dediyse haşa
üzerini çiziyorum
bizi öldüren şu tütünden
çocukları kurtarın diyorum

madde on yedi

hava
hep
garip
büzülen
elleri
dizinde
bek-
-liyor

sokak
sesi
çığlık
çığlık
çırpınıyor
insanlarda

bedenleri
insan
çe-
-kiyor
yapış
yapış
çığlık
çığlık
ve
sıcak
hava
kan
olup
üzerine
akıyor
in
san
lığın

çıkacak
adım
adım
büyüyen
bir
ses
uysal
bedenlerin
içinden

acı...
acıdır
kullar
köleler
askerler
yaratan

diyecek

kökeni
madde
onyedidir
doğduğu
yere
çocuğun
dir hem
dir hem
sa
va
şı
so
kuş
tu
ran
.

bu acı yeter

miskin insan

hain düşünceler
dualarının parmak
ucunda gizleniyor

peki ben mi hain mi tarih
ezanlar, çanlar, tütsüler
insan istemekte.

bir av bir av daha
isteyen
eller düşüncelerin izindedir.

kan değil mi
gök yüzüne açtığın
eldeki dua

içerideki dışarıdakini
dışarıdaki içeridekini
isterken
yüzeydeki
her yerde ölüm görmek ister

sorunumuz insan değildir
istemektir yukardan bir şeyi
elmanın dünyaya düşmesi gibi
edilgince
yer çekimi gibi etkin
olabilecekken
yaşamı değiştiremeyecek kadar
güçsüz tembel
olmak istemektir

budur insanın hatası
yaratıcı var
isterse yok
kim karar verebilir
var olmadığını bilmezken insan

öylesi
miskin
mi miskin
güçlü
mü güçlü
boş
mu boş
oluverir

yalanlar boşlukta geziniyor sanma
dönecektir geri bir gün sana

gelmeyen ütopya

bir çıkmaz düşün çocuk
içinde horoz kulübesi
domuzcuk ve tavşanlar
sen domuzcukların
domuzcuklar tavşanların peşinde
neşeli

bir çıkmazdasın çocuk
dam merdivenlerinde özgürce
çilliler ötmekte erkenci
cibinlikler hedef almış yıldızları
bir ucu akdenizden karadenize
yelken açmış püfür püfür pantolonlar
çizgili pijama ve çiçekli don
ağustos böceğinin sıradanlığına karışmış
yeşil yaprak, serçe, yusufçuk
çıkmaz istemezsin


buğdaylar mı dersin
kırmızı biberler mi
yoksa dedenin anlattığı hikayeler mi
hüzün ve çıkmaz mı


bir çıkmaz düşün çocuk
yerden biriket bir duvar
incirler, asmalar fışkıran
belki bir bakkal tezgahı
ve dut sergileri etrafında
toplanan şen insanlar
ve yeşil çimler üzerine
öylesi sakin kapaklanmış
gökyüzü ve iğde kokan temiz hava


toprakta bir el mesafesinde
durur tutsak yaşantılar
oysa uzak olması değil
tutsan kaybolacak olmasıdır sorun

çacuk yetiştirmek

göreceksin
açılan
bataklıkta
bata çıka
çocuğun
gidişini

hengamede
gönlünü
gider ayak
götürecek
peşi sıra

akvaryumun dışına çıktığım zaman

belki bu akvaryumda
bir balıkla konuştuğum zamanları
anlatır sana

sende resmi hatırlarsın
eli camda
yüzünde bir balık
camın arkasında akvaryum
akvaryumun içinde turuncu bir balık
balığın içinde anlamsız bir sessizlik
nedendir acep
bir balık lahti kadar sessiz olur

böylesi yalnızken
hala konuşmuyorsa benimle
bir keramet vardır balığın sessizliğinde
belki de keramet
beni balıkla konuşturan
böylesi yalnızlıktadır


şimdilerde hani şiir yazıyorum ya
yazdıklarımı ille de sana yazsam bir mektup gibi
sen eleştir
başkası yazmış say bu meymenetsiz şeyleri
sen kendini bir balık say
beni bir balıkla öylesine konuşan bir adam
sen kendini bir adam say
benide akvaryumda bir balık

böyle bir şey olsa gerek evrensellik
evrensellik bir balık konuştuğu zaman başlar
benim şiirimde

dertleşme

yoldaş içimde bir sıkıntı
yakamdan düşmek bilmiyor
kursağımda ekmek gibi
çıkartasım gelmiyor

engellenemez ihanet

şu yanında
sere serpe yatan kadın
gün gelip
soğuyan bedenini
sana
ihanet edercesine
şehvetle
toprağa bırakacak

dökülen
kanatları
kayan
ipek
mintancasına
toprağa karışacak

bitme

bitme
bittiğim yerde
ben biterim

yer
bu toprak değil
karnıdır anamın

bu toprak
ekim gibi
bittiğim yerdir benim

kimlik

her an
saçılıp
tekrar birleşen
zaman değil
kimliğimdir

kanıt

bu ateş
toprağı
yakarken
ansızın geldi

birden bire
insanlığı
ardında unutarak
çıka geldi

ihanet

zorluğun kayalığında
sana ihanet edeceğim dedi ilkin
sonra ihanet sorgulandı
ve ihanet içselleştirildi
bu süreçle ihanet kendini doğruladı

tozlu çocuk

şol bir güzellik
isteğiyle gelinen bu kentte
o özgürlüğe koşan tozlu çocuk
seni görebilse
üstünde tepinen
omurilik orospusuna
hangi
sanatı icra ederdi

yakan top

ışık süzülür
taş çarpar
cam
dibine saplanır

umut

aşk ve umudun sahte beşiği
bir süre sallamasın bizi
ki umudu unutmak gerekir

iskele babası

7.iskele babası

bir babanın arkasındayım
vapur iskelesinde
ağırdan urganı sürüklemekte çimacı
ve tütmekte
ve için için
ve yana yana
kavrularak bir darbuka
koparak ki kemane
beni arsız zurnacı sansın insanlar

çingenenin ekmek teknesinde
tek bacaya dayanmış evin direği
sigara tüttürmekte
giden gülleriyle
çingene kızının arkasından

1 Temmuz 2011 Cuma

adım

memleketin
her yanına kurulan
cehalet tahtı
dar ağacından
düşerken içime
tam bağımsızlık inancı
özgürlük mücadelisinin
iç yakan bir özlem
olduğunu
öğrendim


oysa
boynu dik
devrim aşkına
kardeşçe yaşayan
bir
vatan da
yoldaş olmalı
esen rüzgarlara

ne olur unutulmasın türk ve kürtlerin kardeşliği

garip

küçük değeriyle
her büyüklenene
inananmaya hazır
kardeşim
sana söylüyorum

dar eline
sunulan
geniş
mutluluk ile
birden bire
çıkıp
gelen
atlılar
bekliyorsun
oysa
kendinden
başka
kurtarıcın yok
garip kardeşim

birden bire
başka
biri
olmak
istiyor
ama
yalnız kalmak
bilmiyorsun

oysa
her atlı
ata
gibi
binmez
semersiz
eşşeğe
görmek
istemiyorsun

olağan insan

gizlendiği
yerden
yaşar
özgürlüğü

itildiği
kuytuda
bularak
kendi
saf
şeklini